Çocuklarda artan kaygının temelinde aile faktörü
Uzmanlar, çocuklarda kaygı düzeyinin artışında aile ortamının belirleyici rol oynadığını belirterek, duygusal gelişimin temellerinin evde atıldığına dikkat çekiyor.
Psikiyatri Uzmanı Sema Bayçın, çocuklarda kaygının yalnızca dış faktörlerle açıklanamayacağını vurguladı. Günümüzde çocuklarda kaygı düzeyinin artmasının yalnızca bireysel bir durum olmadığına dikkat çeken Bayçın, akademik beklentiler, sosyal ilişkiler ve dijital dünyanın çocukların duygusal yükünü artırdığını ifade etti. Çocukların kaygıyla baş etmeyi ise ilk olarak aile ortamında öğrendiğini belirtti.
Kaygı sonradan öğrenilen bir duygu mu?
Kaygının insan doğasında var olan ve koruyucu bir işlev taşıyan bir duygu olduğunu belirten Bayçın, çocukluk döneminde bu duygunun nasıl yönetileceğinin büyük ölçüde çevresel etkenlere bağlı olduğunu söyledi. Bayçın "Çocuklar kendilerine anlatılanlardan çok, ebeveynlerinin yaşantılarını model alır. Kaygı karşısında verilen tepkiler, çocuğun iç dünyasında kalıcı izler bırakır." dedi.
Aile ortamı duygusal öğrenmenin temel alanı
Ailenin çocuğun kendini güvende hissettiği ilk alan olmasının yanı sıra duygularını anlamlandırdığı en önemli ortam olduğunu vurgulayan Bayçın, ev içindeki iletişim dili ve ebeveyn tutumlarının çocukların psikolojik gelişimini doğrudan etkilediğini ifade etti.
Sürekli kaygılı bir dilin hakim olduğu, hataya toleransın düşük olduğu ya da aşırı kontrolcü tutumların benimsendiği ailelerde çocukların daha kaygıya yatkın bir yapı geliştirdiğinin gözlemlendiğini belirten Bayçın, sağlıklı iletişim ortamının ise çocukların kendilerini daha güvende hissetmesini sağladığını kaydetti.
Bayçın "Çocuk, evde yalnızca büyümez; aynı zamanda duygusal olarak şekillenir. Ebeveynin yaklaşımı, çocuğun dünyayı algılama biçimini belirler." ifadelerini kullandı.
Okul hayatı kaygının görünür olduğu alan
Çocuğun evde geliştirdiği duygusal tepkilerin okul ortamında daha belirgin hale geldiğini belirten Bayçın, sınavlar ve başarı odaklı sistemin kaygıya yatkın çocuklar için zorlayıcı olabildiğini söyledi.
Bayçın "Okul çoğu zaman kaygının başladığı yer değildir. Kaygının ortaya çıktığı ve fark edildiği alandır. Asıl temel, çocuğun evde kazandığı duygusal deneyimlere dayanır." dedi.
Sosyal çevre ve akran ilişkileri
Çocukların sosyal hayatının duygusal gelişimlerinin önemli bir parçası olduğunu belirten Bayçın, arkadaş ilişkileri ve kabul görme ihtiyacının özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde belirleyici rol oynadığını ifade etti. Dijital ortamların etkisiyle çocukların kendilerini daha fazla karşılaştırdığını belirten Bayçın, bunun zaman zaman yetersizlik hissini artırarak sosyal kaygıyı tetikleyebildiğini söyledi.
Kaygıyı yönetmeyi öğreten aile yaklaşımı
Kaygının tamamen ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını ifade eden Bayçın, önemli olanın çocuğun bu duyguyla baş etmeyi öğrenmesi olduğunu vurguladı.
Ebeveynlerin anlayışlı ve destekleyici bir iletişim dili benimsemesinin önemine değinen Bayçın, çocukların yaşlarına uygun deneyimler yaşamalarına izin verilmesinin psikolojik dayanıklılığı artırdığını belirtti.
Bayçın "Çocuğa kaygısız bir hayat sunmak mümkün değildir. Ancak kaygıyla baş edebilen bir birey yetiştirmek mümkündür ve bu süreç evde başlar." dedi.
Duygusal güven sağlıklı gelişimin temelidir
Çocuklarda kaygının; aile, okul ve sosyal çevrenin etkileşimiyle şekillendiğini belirten Bayçın, bu süreçte en belirleyici unsurun aile ortamı olduğunu vurguladı. Güven veren, anlayışlı ve tutarlı bir aile yapısının, çocuğun hem kaygıyı hem de hayatın getirdiği belirsizlikleri daha sağlıklı yönetmesini sağladığını ifade eden Bayçın "Duygularını tanıyabilen ve yönetebilen çocuklar, hayatın zorlukları karşısında daha dayanıklı olur." şeklinde konuştu. (İLKHA)